Temsil makamında bulunanların görevi, insanları daha büyük tehlikelere sürüklemek değildir. Onların görevi insanları korumak, sonuç üretmek, riskleri hesaplamak ve attıkları her adımın hesabını vermektir. Artık sloganlara değil, sonuçlara bakılmalıdır.

Kuyruğu dik tutmaya değil, kaç insanın hayatına dokunulduğuna bakılmalıdır. Kimin ne kadar konuştuğuna değil, yürütülen faaliyetin zulmü azaltıp azaltmadığına bakılmalıdır. Çünkü mazlumun ihtiyacı daha fazla gürültü değildir.

Mazlumun ihtiyacı; akıl, sorumluluk, şeffaflık, hesap verebilirlik ve gerçek bir mücadeledir. Bu insanların acısı hiç kimsenin şahsi mülkü değildir.

Bu mağduriyet hiç kimsenin kariyer alanı, propaganda malzemesi veya geçim kapısı olamaz. Mazlum adına konuşan herkes, önce mazluma karşı sorumludur. Ve artık herkes, söyledikleriyle değil, yaptıklarının sonuçlarıyla yüzleşmek zorundadır.

Bir faaliyet fayda üretiyorsa sürdürülür. Zulmün sona ermesine, insanların korunmasına ve haklarının teslim edilmesine katkı sağlıyorsa desteklenir. Ancak hiçbir somut sonuç üretmiyor, hatta mağdurların üzerindeki baskıyı artırıyorsa neden hâlâ devam ettiği açıklanmalıdır.

Amaç gerçekten mazlumların hakkını savunmak mıdır? Yoksa ekranda kalmak, sosyal medyada görünür olmak, kendi çevresindeki nüfuzu korumak ve yıllardır kurulan düzenin devamını sağlamak mıdır?

Daha açık sormak gerekiyor: Birileri, zulüm gören insanların acısını kendi geçim, itibar ve iktidar düzeninin bir parçası hâline mi getirmiştir?