Allah zalime mühlet verir ama ihmal etmez.
İnsan bazen yaşananlara bakıp adaletin neden bu kadar geciktiğini sorguluyor.
Haksızlık yapan güçleniyor, zulmeden alkışlanıyor, insanların hakkını yiyen daha da yükseliyor. Dün söylediğini bugün inkâr edenler hiçbir şey olmamış gibi yollarına devam ediyor.
Mazlum ise bekliyor.
Bazen yıllarca…
İşte insanın imtihanı belki de tam burada başlıyor.
Çünkü güç insana çok tehlikeli bir yanılgı verir:
Kendisini dokunulmaz zannetmek.
Etrafınız kalabalıksa, herkes sizi alkışlıyorsa, söylediğiniz her söz doğru kabul ediliyorsa ve yaptığınız yanlışların hesabını sorabilecek kimse kalmamışsa bir süre sonra gerçekten yenilmez olduğunuza inanabilirsiniz.
Hele bir de dini kendinize kalkan yapmışsanız…
İnsanların inancını, hassasiyetlerini ve kutsallarını kendi iktidarınızın merdivenine çevirmişseniz…
Yaptığınız her şeyi din adına meşrulaştırmaya başlamışsanız…
İşte o zaman güç yalnızca insanı değiştirmez; gerçeği görmesini de engeller.
Çünkü çevrenizde artık size gerçeği söyleyen insanlar değil, duymak istediklerinizi söyleyen insanlar vardır.
Dün önünüzde el pençe divan duranların sadakatini gerçek zannedersiniz.
Kalabalıkları sevgi sanırsınız.
Korkuyu saygı sanırsınız.
Menfaati dostluk sanırsınız.
Sonra bir gün rüzgâr tersine döner.
Ve o gün insan aslında ne kadar yalnız olduğunu görür.
Çünkü menfaat üzerine kurulan kalabalıklar, menfaat bittiğinde dağılır.
Dün sizi alkışlayanlar bugün susar.
Dün yanınızdan ayrılmayanlar mesafe koyar.
Dün gücünüzden pay almak için yarışanlar, çöküşünüz başladığında kendilerine başka kapılar arar.
İşte o zaman ne makam insanı kurtarır ne servet ne de yıllarca etrafında oluşturduğu güç görüntüsü.
Ama bütün bunları yalnızca zalimler yaşamıyor.
Fırtına mazluma da çok şey öğretiyor.
Biz de öğrendik.
Zor günlerimizde dost bildiklerimizin nasıl değişebildiğini gördük.
En çok ihtiyaç duyduğumuz anda yanımızda olacağını düşündüğümüz insanların nasıl sessizleştiğine şahit olduk.
Bazıları uzaktan seyretti.
Bazıları kapısını kapattı.
Bazıları ise daha dün beraber yürüdüğü insanlara sırtını döndü.
Belki en acısı da buydu.
Çünkü insan düşmanından gelecek darbeye bir şekilde hazırlanıyor.
Ama dost bildiği yerden gelen darbe başka oluyor.
Sonra zaman geçiyor.
Fırtına biraz diniyor.
Ve geriye baktığınızda aslında yaşadıklarınızın size başka türlü öğrenemeyeceğiniz şeyler öğrettiğini fark ediyorsunuz.
Kimin gerçekten dost olduğunu öğreniyorsunuz.
Kimin yalnızca iyi gün dostu olduğunu…
Kimin sizi sevdiğini, kimin sahip olduğunuz imkânları sevdiğini…
Kimin korkudan yanınızda durduğunu, kimin hiçbir karşılık beklemeden elinizi tuttuğunu…
Ve belki de en önemlisi, insanları gönlünüzde doğru yere koymayı öğreniyorsunuz.
Artık herkesi eskisi gibi görmüyorsunuz.
Çünkü bazı gerçekleri kitaplardan öğrenemiyorsunuz.
Yaşamanız gerekiyor.
Bu yüzden bugün geriye baktığımda şunu daha iyi anlıyorum:
Bazı fırtınalar yalnızca yıkmak için kopmuyor.
Bazıları ortalığı temizlemek için kopuyor.
Maskeleri düşürüyor.
Sahte dostlukları ortaya çıkarıyor.
Kimin nerede durduğunu gösteriyor.
İnsana, yıllarca göremediği insanları birkaç ay içerisinde tanıtıyor.
Elbette yaşanan hiçbir haksızlık bununla meşru hâle gelmez.
Zulüm yine zulümdür.
İhanet yine ihanettir.
Haksızlık yine haksızlıktır.
Ama insan başına gelen kötülükten bile bir hakikat çıkarabilir.
Belki bizim çıkarmamız gereken derslerden biri de buydu.
Güce fazla anlam yüklememek.
Kalabalıklara aldanmamak.
Her yanımızda durana dost dememek.
Ve en önemlisi, adalet geciktiğinde umudumuzu kaybetmemek.
Çünkü tarih bize defalarca aynı şeyi gösterdi:
Hiçbir güç sonsuza kadar sürmüyor.
Hiçbir makam ebedî değil.
Hiçbir kalabalık insanı sonsuza kadar korumuyor.
Bugün kendisini vazgeçilmez gören, yarın yalnız kalabiliyor.
Bugün hesap soran, yarın hesap vermek zorunda kalabiliyor.
İşte bu yüzden adaletin gecikmesi, hiç gelmeyeceği anlamına gelmez.
Bizim inancımızda bunun çok güzel bir karşılığı var:
Allah zalime mühlet verir ama ihmal etmez.
Ne zaman ve nasıl tecelli edeceğini biz bilemeyiz.
Belki bizim beklediğimiz zamanda olmaz.
Belki bizim hayal ettiğimiz şekilde de gerçekleşmez.
Ama zulmün sonsuza kadar süreceğine inanmak da zalimin kendisini sonsuza kadar güçlü sanması kadar büyük bir yanılgıdır.
Mazlumun yapması gereken ise zalime benzeyerek intikam beklemek değil; yaşadıklarından ders çıkararak ayakta kalmaktır.
Çünkü günün sonunda mesele yalnızca kimin kazandığı veya kimin kaybettiği değildir.
Mesele bütün bu fırtınanın sonunda kimin insanlığını koruyabildiğidir.
Ve bazen yıllarca tanıdığımız insanların gerçekte kim olduğunu bize tek bir fırtına gösterir.
Belki de bu yüzden bazı fırtınalar hayatımıza yalnızca yıkmak için değil;
kimin kim olduğunu göstermek için gelir.